anasayfa anasayfa anasayfa anasayfa anasayfa  
• Sayın Mehmet Ceylan'ın Aksaray Ziyareti Konuşması

Aksaray Üniversitemizin 2012 – 2013 Akademik yılının hayırlı olmasını diliyorum. Tüm akademik camiaya, üniversitemize, Aksaray’ımıza hayırlı olmasını diliyor başarılar diliyorum ve bugün açılışını yaptığımız sempozyumun da üniversite camiamıza, Türk yükseköğrenimimize hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum. Bu organizasyon dolayısıyla da başta sayın rektörümüze, emeği geçen tüm hocalarımıza, arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Tabi ki bu yükseköğrenim sempozyumunda yükseköğrenimimizin geleceğini tartışacaksınız. Birçok yurt içi ve yurt dışından değerli hocalarımızın, misafirlerimizin yoğun tartışmaları ile yükseköğrenimin geleceği tartışılacak. Bizlere, yöneticilere de, karar vericilere de ışık tutacak güzel sonuçlar çıkacağı inancı içerisindeyim. Ülkemizin anayasal hazırlıklar yaptığı bir ortamda yükseköğrenimini konuştuğu bir ortamda elbette ki bu tür sempozyumların, bu tür tartışmaların son derece faydalı olduğu inancı içerisindeyim.

Özellikle 20.YY’ın son çeyreğinde dünyanın gelişmiş ülkelerinde bilgi toplumuna geçiş süreci başlamış ve bilgi ekonomisi adı verilen yeni bir ekonomik yapı oluşmuştur. Bu yapı da ülkelerin fiziksel gücü, sahip oldukları sermayeler fiziksel sermaye ile değil beşeri sermaye nitelikleri ile ölçülmeye başlamıştır. Bu bağlamda beşeri sermayenin niteliğinde belirleyici olan sermaye, özellikle yüksek nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinden sorumlu olan yükseköğretime verilen önem artmış bulunmaktadır. Çünkü beşeri sermayeyi oluşturan bireylerin bilgi birikimi doğuştan gelmeyip, alınan kaliteli eğitim ile oluşturmaktadır. Dolayısıyla eğitimli insan verimlilik ve üretkenlik açısından en önemli sermaye biçimi olarak kabul edilmektedir. Bu şekilde yükseköğretim kurumları, yükseköğretime olan talebin karşılanması dışında topluma fayda sağlayan araştırmalar yapmak ve bilgi toplumunun ihtiyaç duyduğu çok çeşitli alanlarda insan yetiştirmek, teknoloji üretmek, yaşam boyu öğrenim ihtiyacını karşılamak gibi beklentileri yerine getirmişlerdir. Diğer yandan dünyada yaşanan sosyo-ekonomik dönüşüm çerçevesinde oluşan yeni toplum düzeni beklentilerini karşılamak adına üniversite kurumunun da kendini dönüştürmesi kaçınılmaz olmuştur. Üniversite kurumunun günümüzde yaşadığı dönüşüm süreci literatürde modern üniversiteden girişimci üniversiteye geçiş olarak adlandırılmaktadır. 1980’li yılların başından itibaren başta ABD olmak üzere, batılı ülke örnekleri üzerinden takip edilebilen bu süreçte girişimci üniversite modelinden modern üniversiteye şu dört alanda farklılaştığını görmekteyiz. Bunların ilki bu süreç içerisinde üniversite kurumunun misyonu, ikincisi üniversite ile devlet arasındaki ilişkiler, üçüncüsü üniversite ile sanayi arasındaki ilişkiler ve dördüncüsü ise üniversite kurumunun örgütlenmesi olmak üzere dört temel alanda üniversitelerin farklılaştığını görmekteyiz. Dolayısıyla bu dört alanda üniversitelerimiz modern üniversite anlayışından, girişimci üniversiteye dönüşmüş bulunmaktadırlar. Modern üniversitenin misyonu eğitim ve araştırma faaliyetleri ile sınırlı olup bu faaliyetler neticesinde elde edilen bilginin kullanımına yeterince ilgi gösterememişlerdir. Hâlbuki geldiğimiz günümüzde girişimci üniversite ürettiği bilgiyi kullanan ve buradan kendine gelir kaynağı yaratabilen bir üniversite olarak dikkat çekmektedir. Diğer tarafta girişimci üniversite olarak sanayi ile iş birliği çok önemlidir. Bilginin üretim öncesi ve sonrası aşamalarında sanayi ile yakın iş birliği dikkati çekmektedir. Bu çerçevede disiplinler arası çalışmalara imkân verecek tarzda ve üniversiteye özgü esnek çalışma dikkati çekmektedir. Üniversite kurumunda yaşanan ve yaşanmakta olan bu dönüşüm modeli birçok ülkeyi yükseköğrenim alanında reforma zorlamış durumdadır. Ve bizim yükseköğrenim sektörümüz de ayak uydurmak durumundadır. Değerli katılımcılar dünyadaki, yükseköğrenimdeki bu değişimlerden sonra Türkiye de değişmelere hızlıca bir göz atalım isterseniz.

Bildiğiniz gibi ülkemizdeki yükseköğrenim alanındaki gelişmeler dünyadaki gelişime paralel bir şekilde seyretmektedir. Halen içinde bulunduğumuz dokuzuncu kalkınma planının vizyonunun istikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen bir Türkiye olarak belirlemiş durumdayız. Bu vizyonun gerçekleştirilmesine yönelik en önemli araçlardan birisi sürdürebilir bir ekonomik ve sosyal kalkınma için gerekli beşeri sermayenin oluşturulmasına katkı sağlayan yükseköğretimde üniversitelerdir. Dolayısıyla sayın rektörümüzün de konuşmasında bahsettiği gibi eğer Türkiye 2023 de bu hedeflere, bu vizyona ulaşmayı amaçlıyorsa bunun hiç şüphesiz kaynağı beşeri sermayemiz olacaktır. Nitelikli insan gücümüz olacaktır. İşte bu nitelikli insan gücünü oluşturacak kurumlarda üniversitelerdir.

Hükümet olarak üniversitelere ve yükseköğrenime çok önemli bir yer vermekteyiz. Önemli bir misyon biçmekteyiz. İşte bu maksatladır ki bakın 2002 yılında Türkiye deki üniversite sayısı toplam olarak 76 iken bunun üzerine son on yılda 92 üniversite açılarak, bugün üniversite sayımız 168’e ulaşmış durumdadır. Bu 168 üniversitenin 103’ü devlet üniversitesi 65’i de vakıf üniversitesidir. Diğer taraftan bu üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerimizin sayısında ve öğrenim üyelerimizin sayısında paralel bir şekilde, büyük bir artış gözlenmektedir. Bakın ülkemizde yükseköğretime olan yüksek talebin karşılanması amacıyla üniversite ve yükseköğrenim kontenjan sayısı hızla artmış durumdadır. 2011 -2012 öğretim yılı itibari ile üniversitelerimizdeki toplam öğrenci sayısı 2,1 milyonu örgün olmak üzere, toplam 4,1 milyon’a ulaşmıştır. Bunu son on yılla kıyasladığımızda üniversitelerde örgün öğrenci sayısı yaklaşık 2,2 kat artmış ve toplam öğrenci sayısı ise 2,5 katı artmış bulunmaktadır. 2006 yılında sonra kurulan 51 devlet ve 30’un üzerinde vakıf üniversitesinin gelişimini tamamlaması ile çok kısa bir süre içerisinde örgün öğrenci sayısının 3 milyon’u geçmesi beklenmektedir. Tabi ki bu beraberinde neyi getirecektir. Üniversitelerin kendi içerisindeki rekabeti de beraberinde getirecektir ve bu rekabet şimdiden başladı. Belli üniversiteler gelişimini sağlayamayan bazı bölümlerde artık öğrenci bulmakta zorluk çekmektedirler. Bunun içinde her alanda olduğu gibi üniversitelerde rekabet içinde olacaklardır. Ruhi beyin de ifade ettiği gibi üniversite sınavı ortadan kalkacak talebin tamamı karşılanmış durumda olacaktır.

Tabi ki bundan sonra olması gereken yurt içinden değil, yurt dışından da öğrencileri Türkiye’ ye getirebilmektir. Bu alanda başarılı olabilmektir. Dolayısıyla biz nicelik açısından değil, üniversitelerimizin nitelik açısından da rekabet gücü yüksek üniversitelere dönüştürmek zorundayız. Bu dönüşümü bu gelişimi sağlamak durumundayız. Gelecek 2023 vizyonunu hedefleyen bir Türkiye’de bu üniversite seviyesine, bu üniversite kalitesine ulaşabilmemiz gerekmektedir. Tabi ki devletimiz üniversiteleri açarken yatırım ödeneklerini de artırmak durumundadır. 2000 yılında bakanlığımızca üniversitelere verilen yatırım ödeneği sadece ve sadece 250 milyon TL idi. Bugün itibari ile 2011 yılında üniversitelerimizin toplam yatırım ödeneği 2000 yılına göre tam 11 kat artarak, 2,8 milyar TL’ye yükselmiş bulunmaktadır. Sizde çok iyi biliyorsunuz ki üniversitelerin yatırımları normal derslikleri ve benzerleri değildir. Araştırma geliştirme alanlarında çok önemli yatırımlar yapılmaktadır. Üniversitelerin teknoloji araştırma merkezlerine merkezi araştırma laboratuvarı ve tematik araştırma merkezleri açısından sadece 80 milyon TL’lik yatırım yapılıyormuş. Bugün geldiğimiz noktada Aksaray Üniversitesi’nin de içinde bulunduğu üniversitelere verilen bu araştırma merkezlerine ayrılan pay 2011 yılında 455 milyon TL’ye ulaşmış bulunmaktadır. Üniversitelerle birlikte diğer kamu kuruluşlarının araştırma geliştirme faaliyetlerine ayrılan yatırım ödeneğine bakacak olursak gerçekten üzüntü verici bir tablo. 2002 yılında ülkemizin kamu yatırımcıları bakımından araştırma geliştirme yatırımlarına ayırdığı pay sadece 114 milyon TL iken, 2012 yılında 1,8 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır. Değerli Rektörümün de ifade ettiği gibi 2023 yılında 2 trilyon Dolar’lık gayri safi milli hâsılayı amaçlayan, 500 milyar Dolar’lık ihracatı hedefleyen, 25 bin Dolar’lık kişi başı geliri hedefleyen bir Türkiye’de hedefe ulaşmak için üniversitelerimiz ve tüm özel kuruluşlarımızda araştırma geliştirme faaliyetlerini artırmak durumundayız. Gelişmiş ülkelerde araştırma geliştirme faaliyetlerine ayrılan pay ülkemizden oldukça yüksek durumda. 2002 yılında ülkemizde araştırma geliştirme faaliyetlerine ülkemizin ayırdığı pay gayri safi yurt içi hâsılaya oranla % 0,50 civarındaydı. Bugün itibariyle ancak ulaşabilinen nokta %0,80’lerde. 2023 hedefimiz Cumhuriyetimizin 100. yılında bu hedef %3 olacaktır. Gayri safi milli hasılanın yüzde üçü oranında kamu ve özel sektörde ar-ge harcamalarına pay ayıracağız. Büyüyen Türkiye, gelişen Türkiye böyle sağlanacaktır. Bu açıdan üniversitelerimizde son yıllarda 81 tane merkezi araştırma laboratuvarı kurduk. Bunlardan bir tanesi de Aksaray Üniversitesi’nde bulunmaktadır ve üniversitelerimize 120 tane tematik araştırma merkezi kuruyoruz. İfade etmek istediğim üniversitelerimizin sayısını, öğretim üyelerimizin sayısını, araştırma faaliyetlerinde bulanan arkadaşlarımızın, araştırmacılarımızın sayısını artırırken, aynı zamanda hem eğitime hem araştırma sektörüne aynı ölçüde yatırım yapıyoruz ve artırıyoruz. İşte üniversitelerimizi nicelik açısından değil nitelik açısından da uluslararası düzeye çıkarmanın, rekabet gücü kazandırmanın gayreti içerisindeyiz. Aksaray Üniversitesi gerçekten hızlı büyüyen bir üniversitemiz. 2006 yılında sadece dört fakülte ile kurulmuş ama bugün itibari ile bakıyoruz ki 8 tane fakültesi, 5 tane yüksekokulu ve 6 tane meslek yüksekokulu bulunmaktadır. Öğrenci sayısı 13 bin’lere ulaşmış durumdadır. Sadece üniversitenin fakülte sayısı, öğrenci sayısı, öğretim üyesi sayısı artmıyor ve beraberinde Aksaray Üniversitesi sanayi ile de iş birliği yapıyor. Aksaray Anadolu’muzda sadece bir tarım kenti değil, aynı zamanda sanayisi de hızla gelişen ve dikkat çeken bir ilimiz. Üniversite-şehir, üniversite-sanayi iş birliğini geliştirmesi gerekmektedir. Aksaray Üniversitesi’nde bu kampsam da Teknoloji Geliştirme Merkezi ile Üniversite Sanayi İşbirliği Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu. Bu çalışmalar için başta rektörüme ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Katkıda bulunan hayırseverlerimize teşekkür ediyorum. Bu sempozyumun ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.  

 
 
 
 
 
 
 
    Her Hakkı Saklıdır